TARİHİMİZDE VAKIF VE VAKIF MEDENİYETİ

VAKIF  NEDİR ?
Kaynaklarda  şöyle tarif edilir:
Vakıf, Bir mülkün menfaatini halka tahsis edip, aynını Allah Teâlâ’nın  mülkü hükmünde olmak üzere temlik ve temellükten mübbeden  men etmektir.

Vakıf mallar, mülkiyeti Allah’a, menfaati ise lehine vakıf tesis edilmiş bulunan hak sahiplerine ait mal statüsünde-dirler. Mülkiyetinin Allah’a ait olması, onun topluma âit olması anlamını taşıdığı için, vakıf mallar, bir tür kamu malı sayılır.

Vakfın temel espirisi:

 “Yaratılanı sev, yaratandan ötürü” inancı ge-reği  “iyilik ve hayırda yarışmak”tır.

Zaten bir müslümanın da en belirgin vasfı : [Hâlık’a kulluk, Mahlûkâta şefkât]  tir.

Vakıf”, bir İslâm müessesesidir.

Kur’an ayetleriyle Hz. Peygamber’in ve ashâbının uygulamalarına dayanır.


Kur'ân'da doğrudan vakıfla ilgili görülen âyet şudur: "Sevdiğiniz şeylerden Allah için harcamadıkça tam hayra erişemezsiniz"  (Al-i İmran, 3/92).

Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “-Bir insan öldüğünde, amelinin sevabı kesilir, amel defteri kapanır. Yalnız şu üç kimse bundan müstesnâdır, on-ların amel defteri kapanmaz:

1. Sadaka-i câriye,
2. Faydalanılan bilgi,
3. Kendisine dua eden hayırlı bir evladı bırakanlar.”
     “- İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.”

İlk Vakıf Uygulaması:

Hz. Âişe(r.a)'dan (ö. 57/676) nakledildiğine göre, Peygamber Efendimiz Medine’ye hicretlerinin 3. yılın-da kendi mülkü olan yedi parça mülkünü, “havâdis-i dehre” yani ortaya çıkacak ânî ihtiyaçların karşılan-ması için vakfetmiştir.

Yine Fedek ve Hayber hurmalıklarından hissesine düşen bahçeleri de Allah yolunda vakfetmiştir.

Canan,İ., Kütüb-i Sitte,XVI,275 "Sevdiğiniz şeylerden Allah için harcamadıkça tam hayra erişemezsiniz"   (Al-i İmran, 3/92).


Bu ayet nazil olunca sahâbe-i kiramdan pek çok kimse Peygamberimize gelerek, en sevdikleri şeyleri tasadduk etmek istediklerini söylemişlerdi.


Sahâbeden Câbir (r.a) şöyle der:
Muhâcir ve Ensâr’dan imkanı olup da vakıfta bulunmayan tek kişi bilmiyorum.”  
Vakıf yapan bazı sahâbe-i kirâm
Hz. Ebû Bekir (r.a) ve Zübeyr bin Avvâm (r.a) Mekke’deki evlerini,
Hz. Ömer (r.a) ve Hz. Osman (r.a) Hayber’deki bahçelerini,
Hz. Ali'nin (ö. 40/660) Yenbû'daki bir arazisini ve çeşmesini,
Hâlid bin Velid'in (ö. 21/641) zırhını ve savaş atlarını,
Hz. Osman'ın (ö. 35/655) susuzluk çekildiği bir sırada, Medineli bir Yahudi'den Rûme kuyusunu satın alıp, suyunu ebedî olarak Vakfetmiştir.

İbn Ömer (r.a) anlatıyor:
Hz. Ömer (r.a) Hayber’de ganimetlerden bir arazi sahibi oldu.Rasûlüllah (s.a.v)’e gelerek:
Ey Allah’ın Rasûlü, Ben Hayber’de bir tarlaya sahip oldum, şimdiye kadar böyle değerli hiç arazim olmadı. Bu tarla için bana ne emir buyurursunuz? diye sordu. Efendimiz (s.a.v):
Dilersen onun aslını hapset ve gelirini de tasadduk et (vakfet)!.” buyurdular.
Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) araziyi tasadduk etti ve aslının satılamayacağını, satın alınamayacağını ve varis olunamayacağını, hibe edilemeyeceğini söyledi.
Hz. Ömer (r.a)  araziyi vakfedince, tasarruf yetkisini de kızı Hz. Hafsa’ya verdi. (Buhari,Şurut,19; Müslim,Vasıyyet,15)

Hz. Osman (r.a)’ın yazdırdığı Vakfiye:
Hz. Osman (r.a)’ın  Hayberdeki arazisini vakfederken yazdırdığı Vakfiye şöyledir:
“Bismillahirrahmanirrahim,
İşte şu, Osman bin Affan’ın sağlığında Hayberdeki malından  tasaddukta (vakıfta) bulunduğuna dair bir belgedir: O mala, İbnu Ebî’l-Hukeyk malı denilir. Bunu Eban bin Osman’a  katî bir tasaddukla(vakıf olarak) vermiştir ki, asla satılamaz, hibe edilemez, mirasla intikal edemez. Bu işleme  Hz. Ali bin Ebî Talip ve Üsâme bin Zeyd şahid olmuş, Üsâme bu belgeyi yazmıştır.” (Ali Şafak, İslam Arazi Hukuku, İst,1977,s.260)

VAKFIN OLUŞMASI

Bir vakıf üç şekilde olur:
a)Tescîl suretiyle (hakime müracaatla, yapılan inceleme sonucu şahitlerin huzurunda karara bağlanıp tescili yapılır)

b) Vasiyet yoluyla(Vasinin ölmeden önce vasiyet etmesiyle kurulan vakıftır).

c) Fiilî vakıf (Bir kimse mülkü üzerine cami yaptırıp, ezan okutturup cemaatle namaz kılınsa ona müsaade etse ve kendisi de orada namaz kılsa, artık bu vakıf Vakf-ı Lâzımî ile vakıf olur. Ondan rücû olmaz. 

    Vakfın hukûkî değer taşıması tescil yoluyla yapılan vakıfla olur. Bir vakfın hukûkî değer taşıması Vakıf Senedinin yani VAKFİYE’nin oluşmasıyla meydana gelmektedir. Klasik Vakfiyelerde  yer alan hususlar  genel ola-rak şöyledir:

     1. Allah’a hamd-ü senâ ,Rasûlüne sâlât-ü selâm.
     2. Vakfın önemiyle ilgili âyet ve hadisler
     3. Vakfa konu olan  (yani vakfedilen) malların neler olduğu
     4. Vakfedilen malların yönetim biçimi ve sarf yerleri
     5.Vakfın kimler tarafından idâre edileceği yani mütevellîsi
     6. Hâkimin tescîli
     7. Dua
     8.İmza ve Mühürler

HUKÛKÎ STATÜSÜ

Özel Hukûkî Statüye sahip olan vakıf müessesesinde vakfe-dilen mallar, herhangi bir sebeple müsadere edilemeyeceği, kullanım sahası değiştirilemeyeceği ve vakfiyedeki esaslara aykırı davranmadıkça mütevellileri değiştirilemeyeceği için bu müesseseler, siyasî ve idarî müdahalelerin dışında kalıyorlardı.
Vakfın hukûkî statüsünü belirleyici en genel hüküm şöyle ifâde edilmiştir:
Vâkıfın koyduğu şart, aynı Allah’ın emri gibidir.

HUKÛKÎ STATÜSÜ

Vakfın gerek hukûkî statüsünü belirleme, gerekse gerekse önemini belirtme açısından Vakfiyelerin hem başlangıç bölümünde hem de dua bölümünde belirtilen hususlar dikkat çekicidir.

Vakfiyenin Giriş bölümünde :
Allah’a hamd ve Rasûlüne salavat edilir
Sadaka ve hayır/iyilik yapmanın önemine işaret eden âyet ve hadislere yer verilir.

Vakfiyenin Dua bölümünde :
DUA BÖLÜMÜ:Vakıf hizmetlerinin doğru ve dürüst yürütülmesine özen gösteren  idareciler için dünya ve âhiret saadetine kavuşmaları için DUA edilir.
BEDDUA BÖLÜMÜ:Vakıf hizmetlerinin doğru ve dürüst yürütülmesine özen göstermeyen ve gayesi dışında kullanılmasına göz yuman  idareciler için BEDDUA edilir. Bu beddualar düşünen kimseler için tüyler ürperticidir.

ÖRNEK:1
Kanuninin 140 Envanter NO.’lu Orijinal Vakfiyesinden
“…Hiç kimse, tescil edilmiş ve lüzum ile hükmolunmuş olan vakıfların  şart ve kayıtlarını tağyir ve tebdiline yeltenmesin, riayet olunan usul ve kaidelerini bozmak suretiyle  hainlik ve tecavüz eylemesin.
Her kim ki bil umûm mezkûr vakıflara  bizzat zarar vermeye  niyet eder veya Allah’tan çekinmeyip zarar kasdeden bir kimseye yardım eder veya destek olursa ve vakıflarda bazı hususların  noksanlaştırılmasına bizzat ve dolaysıyla sebep olursa muhakkak ki âhirete Allah’ın gazabıyla döner onun varacağı yer de Cehennemdir. Bu gibilerin , bütün amelleri hükümsüz bırakılarak dâimî azap içinde sürünecekleri yer  mahrumiyet vâdisidir…”

ÖRNEK:2
Sultan III. Ahmed’in Orijinal vakfiyesinden:
Derûni vakfiyede mestûr olduğu üzre Vakf-u şart etmişimdir. Şurûtu mezkûreye kâinen men kâne, istikâmetle riâyet edenler  mazhar-ı rahmet-i Rahman olup, Hilâf ve iptâline say edenler ol hille puş hubbu ilâhî olan Rasûlü Ekrem’in şefaat-i şerifesinden mahrum ve bî- derman olalar

Vakfın Hizmet Alanları:
Vakıflar, devletin yetişemediği alanlarda topumda sos-yal yapıyı sağlamlaştırmada, sosyal denge ve adâleti korumada etkin bir rol üstlenmişlerdir.Hemen her alanda vakıf yapılmıştır.

 Bunları genel olarak şöyle tasnif etmek mümkündür:

1. Eğitim hizmetleri
2. Din hizmetleri
3. Sağlık hizmetleri
4. Bayındırlık hizmetleri
5. Beledî ve Sosyal hizmetler
6. Sivil ve Askerî saha ile ilgili hizmetler
7. Ve diğer hizmet gerektiren alanlar…..


VAKFİYENİN YAZILIŞI

    Tarih boyunca vakfiyeler, taş, deri ve kağıt gibi yazı için elverişli bulunan şeyler üzerine yazılarak günümüze kadar gelmişlerdir. Şâyet vakfın mevzuu bir bina ise, bazan vakfiyenin özeti, binanın duvarlarından birine kazılırdı. Nitekim Faruk Sümer, taş üzerine yazılan Germiyanoğlu II.Yakub Bey (öl. 1428) vakfiyesinin Türkçe ilk vakfiye olduğundan bahsettiği nakledilir. (Ziya Kazıcı, İslâmî ve Sosyal açıdan Vakıflar, İstanbul 1996, 187).


GERMİYAN OĞLU  II. YAKUP BEYİN TAŞ ÜZERİNE YAZDIRDIĞI  VAKFİYE

Vakfın gelişmesi
Tarihin hiçbir döneminde vakıf müessesesi ihmal edilmemiş, bilakis artarak devam etmiştir.
Osmanlılar dönemindeki ilk müessisi Orhan Gazi olmuştur.
Orhan Gazi, İznik'te ilk Osmanlı medresesini kurarken, onun idaresi için, yeterince gelir getirecek gayri menkul vakfetti. Bu medrese kısa bir müddet zarfında kudretli ilim ve devlet adamları yetişti. (Ali Himmet Berki "Vakıf kuran ilk Osmanlı Padişahı" Vakıflar Dergisi V, 127-128).
Orhan Gazi'den başlayarak Osmanlı padişahları, sultanları, vezirleri, emirleri, zengin tebaa, pek çok vakıf yaptılar.
Mesela:Memlüklüler zamanında Mısır topraklarının 2/7 (yedide ikisi) ni vakıf toprakları teşkil ediyor.
XVI.yüzyılda Osmanlı topraklarının 1/5 (beşte biri) vakıftı.

Bazı Vakıf Örnekleri:
Haremeyn Vakıfları
Camiler, Medreseler, Kütüphaneler,Külliyeler
Aşevleri, Çeşmeler, Sebiller, Göller
Kimsesiz fakirlerin ölülerini kaldırmak için ;
Çalışan kadınlara süt anaları bulmak için ;
Borç yüzünden hapse düşmüş kimseleri hapisten kurtarmak için;
Öksüz ve yetimleri evlendirmek için çeyiz yapmalarına yardım için ;
Yollara atılan tükürük vs.’i temizleyip dezenfekte için ;
Dul kadınlara yardım için;
Göçmen kuşlardan yaralananları tedavi etmek için;
Kışın kar yağdığında yiyecek bulamayan kuşlara yem atılması için ;
Burada külliyeler ve Haremeyn vakıfları üzerinde durmak istiyorum

KÜLLİYE

Külliye, değişik fonksiyonlardaki birkaç yapının
bir arada yer alması ile oluşan  binalar toplulu
ğudur. Manzûme, heyet, imâret, site, kompleks
isimler de verilmiştir. Genellikle bir cami
etrafında  gelişen külliyelerin bazen, medrese,
ticârî bir yapı veya türbe çevresinde de
şekillendiği de görülmektedir. Mescid-i Nebevî
Külliye anlayışının ilk örneği olarak bilinmektedir.


- Osmanlı Devleti’nde en büyük ve kapsamlı külliye FATİH  KÜLLİYESİ olduğu bilinmektedir.

-Süleymaniye Külliyesi de yine çok fonksiyonlu yapılardan oluşmaktadır.
Şüphesiz bu külliyelerin gelir kaynakları da tamamen yapılan vakıflardan sağlan maktadır.
Vakfiyeye göre Süleymâniye Külliyesinin gelir kaynakları:

1 hamam ve bir çok  dükkan ve evden başka,
217 Köy
30 Mezra
2 Mahalle
7 Değirmen
2 İskele
2 Dalyan
1 Çayırlık
2 Çiftlik
2 Ada… bulunmaktadır.                (Yediyıldız,B., İ.A.,XIII,160)

Haremeyn Vakıfları:

İstanbul  “Vakıf Şehir”
Bir tarihte İstanbul’da Rum kiliseleri hariç vakfedilmemiş  bir karış toprak kalmamıştır. Onun için İstanbul’a “Vakıf Şehir” derler. O kadar ki, ecdadımız gölleri bile vakfetmiştir. Bugün İstanbul’a su sağlayan havzalardan biri olan TERKOS GÖLÜ vakıftır ve Dâru’l-Aceze’ye vakfedilmiştir.

Vakıf eksenli bir kültürel yapı:Vakıf düşüncesi, müslüman milletlerin özellikle Türk milletinin âdetâ hayatının bir parçası olmuştur. Öyle zamanlar olmuştur ki;

Medrdesede görev yapan bir hoca (müderris), vakıf evinde dünyaya geliyor, vakıf medresesinde okuyor, vakıf medresesinde görev alıyor, orada ders verip maaşını yine vakıftan alıyor ve nihayet ölünce vakıf tabutu ile defnediliyor.

Bütün bu bilgiler bize, sosyal ve kültürel yapısı, vakıf ekseni üzerine oturmuş bir toplum portresi çiziyor

Tıp ve Sağlıkla ilgili bazı Vakıf Örnekleri:
1-Gevher Nesibe Sultan Dâru’ş-Şifâ’sı ve Tıp Merkezi (h.602/1205) Kayseri
2-Sâhip Atâ Dâru’ş-Şifâ’sı (13. Asır), Akşehir
3-Nurettin Artûkî Dâru’ş-Şifâ’sı (13. Asır), Harput
4-Süleymâniye Dâru’ş-Şifâ’sı (1539), İstanbul
5-Gurâbâ Hastânesi (1836), Edirnekapı- İstanbul
6-Vâlide Atik Bîmarhânesi (1583), İstanbul,
7-Bezm-i Âlem Vâlide Sultan Gurabâi Müslimîn (1843), İstanbul

Vakıfla ilgili bazı atasözleri
Vakıf malı Allah malı, ferdî çıkar değil toplu yarar sağlamalı.
Vakıf malına göz diken,kendi ocağına incir diker.
Vakıf malını semiren kendi kendini kemiren.
Vakıf malı deyip geçme, başına  çorap seçme.
GÜNÜMÜZDE VAKIF HİZMETLERİ

Günümüzde Vakıf, Anayasanın 33. mad. Ve Türk Medenî Kanununun 73. ve müteâkip maddeleri uyarınca kişiler tarafında serbestçe Asliye Hukuk Hakiminin hükmü ile kurulabilmektedir.

Cumhuriyet Dönemi öncesi kurulan vakıflar da 2762 sayılı Vakıflar Kanunu, Vakfiyeleri ve Ahkâmu’l-Evkâf’ın hukuki düzenlemelerine yaşatılmaktadır.

Osmanlı Devletinin kuruluşundan günümüze intikal eden vakıfların sayısı nı kesin olarak bilemiyoruz. Bugün Mazbut Vakıfları sayısı 40.000 civarında olduğu söylenebilir

--------------------

Prof.Dr. Ali ÇELİK Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı