Kaynaklarda şöyle tarif edilir:
Vakıf,
Bir mülkün menfaatini halka tahsis edip, aynını Allah Teâlâ’nın mülkü hükmünde olmak üzere temlik ve
temellükten mübbeden men etmektir.
Vakıf
mallar, mülkiyeti Allah’a, menfaati ise lehine vakıf tesis edilmiş bulunan hak
sahiplerine ait mal statüsünde-dirler. Mülkiyetinin Allah’a ait olması, onun
topluma âit olması anlamını taşıdığı için, vakıf mallar, bir tür kamu
malı sayılır.
Vakfın
temel espirisi:
“Yaratılanı sev, yaratandan ötürü” inancı
ge-reği “iyilik ve hayırda yarışmak”tır.
Zaten
bir müslümanın da en belirgin vasfı : [Hâlık’a kulluk, Mahlûkâta şefkât] tir.
Vakıf”, bir İslâm müessesesidir.
Kur’an ayetleriyle Hz. Peygamber’in ve ashâbının uygulamalarına dayanır.
Kur'ân'da doğrudan vakıfla
ilgili görülen âyet şudur: "Sevdiğiniz
şeylerden Allah için harcamadıkça tam hayra erişemezsiniz" (Al-i İmran, 3/92).
Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “-Bir insan öldüğünde, amelinin sevabı kesilir, amel defteri kapanır. Yalnız şu üç kimse bundan müstesnâdır, on-ların amel defteri kapanmaz:
1. Sadaka-i câriye,
2. Faydalanılan bilgi,
3. Kendisine dua eden
hayırlı bir evladı bırakanlar.”
“- İnsanların en hayırlısı insanlara
faydalı olandır.”
İlk Vakıf Uygulaması:
Hz. Âişe(r.a)'dan (ö. 57/676)
nakledildiğine göre, Peygamber Efendimiz Medine’ye
hicretlerinin 3. yılın-da kendi mülkü olan yedi parça mülkünü, “havâdis-i
dehre” yani ortaya çıkacak ânî ihtiyaçların karşılan-ması için
vakfetmiştir.
Yine Fedek ve Hayber hurmalıklarından
hissesine düşen bahçeleri de Allah yolunda vakfetmiştir.
Canan,İ., Kütüb-i Sitte,XVI,275 "Sevdiğiniz şeylerden Allah için harcamadıkça tam hayra erişemezsiniz" (Al-i İmran, 3/92).
Bu ayet nazil olunca sahâbe-i kiramdan pek çok kimse Peygamberimize gelerek, en sevdikleri şeyleri tasadduk etmek istediklerini söylemişlerdi.
Sahâbeden
Câbir (r.a) şöyle der:
“Muhâcir
ve Ensâr’dan imkanı olup da vakıfta bulunmayan tek kişi bilmiyorum.”
Vakıf yapan bazı sahâbe-i
kirâm
Hz. Ebû Bekir (r.a) ve
Zübeyr bin Avvâm (r.a) Mekke’deki evlerini,
Hz. Ömer (r.a) ve Hz. Osman (r.a)
Hayber’deki bahçelerini,
Hz. Ali'nin (ö. 40/660) Yenbû'daki bir arazisini ve çeşmesini,
Hâlid bin Velid'in (ö. 21/641) zırhını ve
savaş atlarını,
Hz. Osman'ın (ö. 35/655) susuzluk
çekildiği bir sırada, Medineli bir Yahudi'den Rûme kuyusunu satın alıp, suyunu
ebedî olarak Vakfetmiştir.
İbn Ömer (r.a) anlatıyor:
Hz.
Ömer (r.a) Hayber’de ganimetlerden bir arazi sahibi oldu.Rasûlüllah (s.a.v)’e
gelerek:
Ey
Allah’ın Rasûlü, Ben Hayber’de bir tarlaya sahip oldum, şimdiye kadar böyle
değerli hiç arazim olmadı. Bu tarla için bana ne emir buyurursunuz? diye sordu.
Efendimiz (s.a.v):
“Dilersen
onun aslını hapset ve gelirini de tasadduk et (vakfet)!.” buyurdular.
Bunun
üzerine Hz. Ömer (r.a) araziyi tasadduk etti ve aslının satılamayacağını, satın
alınamayacağını ve varis olunamayacağını, hibe edilemeyeceğini söyledi.
Hz.
Ömer (r.a) araziyi vakfedince, tasarruf
yetkisini de kızı Hz. Hafsa’ya verdi. (Buhari,Şurut,19; Müslim,Vasıyyet,15)
Hz. Osman (r.a)’ın
yazdırdığı Vakfiye:
Hz.
Osman (r.a)’ın Hayberdeki arazisini
vakfederken yazdırdığı Vakfiye şöyledir:
“Bismillahirrahmanirrahim,
İşte şu, Osman
bin Affan’ın sağlığında Hayberdeki malından
tasaddukta (vakıfta) bulunduğuna dair bir belgedir: O mala, İbnu
Ebî’l-Hukeyk malı denilir. Bunu Eban bin Osman’a katî bir tasaddukla(vakıf olarak) vermiştir
ki, asla satılamaz, hibe edilemez, mirasla intikal edemez. Bu işleme Hz. Ali bin Ebî Talip ve Üsâme bin Zeyd şahid
olmuş, Üsâme bu belgeyi yazmıştır.” (Ali Şafak, İslam Arazi Hukuku, İst,1977,s.260)
VAKFIN OLUŞMASI
Bir vakıf üç şekilde olur:
a)Tescîl suretiyle (hakime
müracaatla, yapılan inceleme sonucu şahitlerin huzurunda karara bağlanıp
tescili yapılır)
b) Vasiyet yoluyla(Vasinin
ölmeden önce vasiyet etmesiyle kurulan vakıftır).
c) Fiilî vakıf (Bir kimse
mülkü üzerine cami yaptırıp, ezan okutturup cemaatle namaz kılınsa ona müsaade
etse ve kendisi de orada namaz kılsa, artık bu vakıf Vakf-ı Lâzımî ile vakıf
olur. Ondan rücû olmaz.
Vakfın hukûkî değer taşıması tescil yoluyla
yapılan vakıfla olur. Bir vakfın hukûkî değer taşıması Vakıf Senedinin yani
VAKFİYE’nin oluşmasıyla meydana gelmektedir. Klasik Vakfiyelerde yer alan hususlar genel ola-rak şöyledir:
1. Allah’a hamd-ü senâ ,Rasûlüne sâlât-ü
selâm.
2. Vakfın önemiyle ilgili âyet ve hadisler
3. Vakfa konu olan (yani vakfedilen) malların neler olduğu
4. Vakfedilen malların yönetim biçimi ve
sarf yerleri
5.Vakfın kimler tarafından idâre edileceği
yani mütevellîsi
6. Hâkimin tescîli
7. Dua
8.İmza ve Mühürler
HUKÛKÎ STATÜSÜ
Özel Hukûkî Statüye sahip
olan vakıf müessesesinde vakfe-dilen mallar, herhangi bir sebeple müsadere
edilemeyeceği, kullanım sahası değiştirilemeyeceği ve vakfiyedeki esaslara
aykırı davranmadıkça mütevellileri değiştirilemeyeceği için bu müesseseler,
siyasî ve idarî müdahalelerin dışında kalıyorlardı.
Vakfın hukûkî statüsünü
belirleyici en genel hüküm şöyle ifâde edilmiştir:
Vâkıfın koyduğu şart, aynı
Allah’ın emri gibidir.
HUKÛKÎ STATÜSÜ
Vakfın
gerek hukûkî statüsünü belirleme, gerekse gerekse önemini belirtme
açısından Vakfiyelerin hem başlangıç bölümünde hem de dua bölümünde belirtilen
hususlar dikkat çekicidir.
Vakfiyenin
Giriş bölümünde :
Allah’a hamd ve Rasûlüne salavat
edilir
Sadaka ve hayır/iyilik yapmanın önemine
işaret eden âyet ve hadislere yer verilir.
Vakfiyenin Dua bölümünde :
DUA BÖLÜMÜ:Vakıf hizmetlerinin doğru ve dürüst yürütülmesine özen
gösteren idareciler için dünya ve âhiret
saadetine kavuşmaları için DUA edilir.
BEDDUA BÖLÜMÜ:Vakıf hizmetlerinin doğru ve dürüst yürütülmesine özen
göstermeyen ve gayesi dışında kullanılmasına göz yuman idareciler için BEDDUA edilir. Bu
beddualar düşünen kimseler için tüyler ürperticidir.
ÖRNEK:1
Kanuninin 140 Envanter NO.’lu Orijinal Vakfiyesinden
Kanuninin 140 Envanter NO.’lu Orijinal Vakfiyesinden
“…Hiç
kimse, tescil edilmiş ve lüzum ile hükmolunmuş olan vakıfların şart ve kayıtlarını tağyir ve tebdiline
yeltenmesin, riayet olunan usul ve kaidelerini bozmak suretiyle hainlik ve tecavüz eylemesin.
Her
kim ki bil umûm mezkûr vakıflara bizzat
zarar vermeye niyet eder veya Allah’tan
çekinmeyip zarar kasdeden bir kimseye yardım eder veya destek olursa ve
vakıflarda bazı hususların
noksanlaştırılmasına bizzat ve dolaysıyla sebep olursa muhakkak ki
âhirete Allah’ın gazabıyla döner onun varacağı yer de Cehennemdir. Bu gibilerin
, bütün amelleri hükümsüz bırakılarak dâimî azap içinde sürünecekleri yer mahrumiyet vâdisidir…”
ÖRNEK:2
Sultan III. Ahmed’in Orijinal vakfiyesinden:
Sultan III. Ahmed’in Orijinal vakfiyesinden:
Derûni
vakfiyede mestûr olduğu üzre Vakf-u şart etmişimdir. Şurûtu mezkûreye kâinen men
kâne, istikâmetle riâyet edenler
mazhar-ı rahmet-i Rahman olup, Hilâf ve iptâline say edenler ol hille
puş hubbu ilâhî olan Rasûlü Ekrem’in şefaat-i şerifesinden mahrum ve bî- derman
olalar
Vakfın Hizmet Alanları:
Vakıflar,
devletin yetişemediği alanlarda topumda sos-yal yapıyı sağlamlaştırmada, sosyal
denge ve adâleti korumada etkin bir rol üstlenmişlerdir.Hemen her alanda vakıf
yapılmıştır.
Bunları genel olarak şöyle tasnif etmek
mümkündür:
1. Eğitim hizmetleri
2. Din hizmetleri
3. Sağlık hizmetleri
4. Bayındırlık hizmetleri
5. Beledî ve Sosyal
hizmetler
6. Sivil ve Askerî saha
ile ilgili hizmetler
7. Ve diğer hizmet
gerektiren alanlar…..
VAKFİYENİN YAZILIŞI
Tarih boyunca vakfiyeler, taş, deri ve
kağıt gibi yazı için elverişli bulunan şeyler üzerine yazılarak günümüze kadar
gelmişlerdir. Şâyet vakfın mevzuu bir bina ise, bazan vakfiyenin özeti, binanın
duvarlarından birine kazılırdı. Nitekim Faruk Sümer, taş üzerine yazılan
Germiyanoğlu II.Yakub Bey (öl. 1428) vakfiyesinin Türkçe ilk vakfiye olduğundan
bahsettiği nakledilir. (Ziya Kazıcı, İslâmî ve Sosyal açıdan
Vakıflar, İstanbul 1996, 187).
GERMİYAN OĞLU II.
YAKUP BEYİN TAŞ ÜZERİNE YAZDIRDIĞI
VAKFİYE
Vakfın gelişmesi
Tarihin hiçbir
döneminde vakıf müessesesi ihmal edilmemiş, bilakis artarak devam etmiştir.
Osmanlılar
dönemindeki ilk müessisi Orhan Gazi olmuştur.
Orhan Gazi,
İznik'te ilk Osmanlı medresesini kurarken, onun idaresi için, yeterince gelir
getirecek gayri menkul vakfetti. Bu medrese kısa bir müddet zarfında kudretli
ilim ve devlet adamları yetişti. (Ali Himmet Berki "Vakıf kuran ilk
Osmanlı Padişahı" Vakıflar Dergisi V, 127-128).
Orhan Gazi'den
başlayarak Osmanlı padişahları, sultanları, vezirleri, emirleri, zengin tebaa,
pek çok vakıf yaptılar.
Mesela:Memlüklüler
zamanında Mısır topraklarının 2/7 (yedide ikisi) ni vakıf toprakları teşkil
ediyor.
XVI.yüzyılda Osmanlı topraklarının 1/5 (beşte biri) vakıftı.
Bazı Vakıf Örnekleri:
Haremeyn
Vakıfları
Camiler,
Medreseler, Kütüphaneler,Külliyeler
Aşevleri, Çeşmeler,
Sebiller, Göller
Kimsesiz
fakirlerin ölülerini kaldırmak için ;
Çalışan kadınlara
süt anaları bulmak için ;
Borç yüzünden
hapse düşmüş kimseleri hapisten kurtarmak için;
Öksüz ve
yetimleri evlendirmek için çeyiz yapmalarına yardım için ;
Yollara atılan tükürük
vs.’i temizleyip dezenfekte için ;
Dul kadınlara
yardım için;
Göçmen kuşlardan
yaralananları tedavi etmek için;
Kışın kar
yağdığında yiyecek bulamayan kuşlara yem atılması için ;
Burada külliyeler
ve Haremeyn vakıfları üzerinde durmak istiyorum
KÜLLİYE
Külliye, değişik
fonksiyonlardaki birkaç yapının
bir arada yer alması ile
oluşan binalar toplulu
ğudur. Manzûme, heyet, imâret,
site, kompleks
isimler de verilmiştir.
Genellikle bir cami
etrafında gelişen külliyelerin bazen, medrese,
ticârî bir yapı veya türbe
çevresinde de
şekillendiği de görülmektedir.
Mescid-i Nebevî
Külliye anlayışının ilk örneği
olarak bilinmektedir.
- Osmanlı Devleti’nde en büyük ve kapsamlı külliye
FATİH KÜLLİYESİ olduğu bilinmektedir.
-Süleymaniye Külliyesi de yine çok fonksiyonlu yapılardan
oluşmaktadır.
Şüphesiz bu külliyelerin gelir kaynakları da tamamen
yapılan vakıflardan sağlan maktadır.
Vakfiyeye göre Süleymâniye Külliyesinin gelir kaynakları:
1 hamam ve bir çok dükkan ve evden başka,
1 hamam ve bir çok dükkan ve evden başka,
217 Köy
30 Mezra
2 Mahalle
7 Değirmen
2 İskele
2 Dalyan
1 Çayırlık
2 Çiftlik
2 Ada… bulunmaktadır.
(Yediyıldız,B., İ.A.,XIII,160)
Haremeyn Vakıfları:
İstanbul “Vakıf Şehir”
Bir
tarihte İstanbul’da Rum kiliseleri hariç vakfedilmemiş bir karış toprak kalmamıştır. Onun için
İstanbul’a “Vakıf Şehir” derler. O kadar ki, ecdadımız gölleri bile
vakfetmiştir. Bugün İstanbul’a su sağlayan havzalardan biri olan TERKOS GÖLÜ
vakıftır ve Dâru’l-Aceze’ye vakfedilmiştir.
Vakıf eksenli bir kültürel
yapı:Vakıf düşüncesi, müslüman milletlerin
özellikle Türk milletinin âdetâ hayatının bir parçası olmuştur. Öyle zamanlar
olmuştur ki;
Medrdesede görev yapan bir hoca (müderris), vakıf evinde dünyaya geliyor, vakıf medresesinde okuyor, vakıf medresesinde görev alıyor, orada ders verip maaşını yine vakıftan alıyor ve nihayet ölünce vakıf tabutu ile defnediliyor.
Bütün
bu bilgiler bize, sosyal ve kültürel yapısı, vakıf ekseni üzerine oturmuş bir
toplum portresi çiziyor
Tıp ve Sağlıkla ilgili bazı
Vakıf Örnekleri:
1-Gevher
Nesibe Sultan Dâru’ş-Şifâ’sı ve Tıp Merkezi (h.602/1205) Kayseri
2-Sâhip
Atâ Dâru’ş-Şifâ’sı (13. Asır), Akşehir
3-Nurettin
Artûkî Dâru’ş-Şifâ’sı (13. Asır), Harput
4-Süleymâniye
Dâru’ş-Şifâ’sı (1539), İstanbul
5-Gurâbâ
Hastânesi (1836), Edirnekapı- İstanbul
6-Vâlide
Atik Bîmarhânesi (1583), İstanbul,
7-Bezm-i
Âlem Vâlide Sultan Gurabâi Müslimîn (1843), İstanbul
Vakıfla ilgili bazı atasözleri
Vakıf malı Allah
malı, ferdî çıkar değil toplu yarar sağlamalı.
Vakıf malına göz
diken,kendi ocağına incir diker.
Vakıf malını
semiren kendi kendini kemiren.
Vakıf malı deyip
geçme, başına çorap seçme.
GÜNÜMÜZDE VAKIF HİZMETLERİ
Günümüzde
Vakıf, Anayasanın 33. mad. Ve Türk Medenî Kanununun 73. ve müteâkip maddeleri
uyarınca kişiler tarafında serbestçe Asliye Hukuk Hakiminin hükmü ile
kurulabilmektedir.
Cumhuriyet
Dönemi öncesi kurulan vakıflar da 2762 sayılı Vakıflar Kanunu, Vakfiyeleri ve
Ahkâmu’l-Evkâf’ın hukuki düzenlemelerine yaşatılmaktadır.
Osmanlı
Devletinin kuruluşundan günümüze intikal eden vakıfların sayısı nı kesin olarak
bilemiyoruz. Bugün Mazbut Vakıfları sayısı 40.000 civarında olduğu söylenebilir
--------------------
Prof.Dr. Ali ÇELİK Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Hadis Ana Bilim Dalı
